Türkiye’de yaklaşık iki yıldır yürütülen bir süreç ve bu süreç çerçevesinde ortaya konulan yeni bir paradigma bulunmaktadır. Söz konusu paradigmada, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî arasında gerçekleşen tarihsel ittifakın bir referans olarak öne çıkarılması, doğal olarak Alevi toplumu içerisinde ciddi kaygı ve endişelere yol açmıştır.
Alevi aydınları, söz konusu tarihsel referansın kendi toplumsal hafızalarındaki karşılığını ve bu döneme ilişkin kaygılarını kamuoyuyla paylaşmış; bu tarihsel süreçte on binlerce Alevinin katledildiğine ilişkin değerlendirmelerini dile getirmişlerdir.
Aradan yüzyıllar geçmiş olsa da toplumların yaşadığı tarihsel olayların kolektif hafızada derin izler ve travmalar bırakması inkâr edilemez bir gerçektir. Bu nedenle Alevi aydınlarının tarihsel hafızalarından ve toplumsal deneyimlerinden hareketle görüş, eleştiri ve kaygılarını dile getirmeleri son derece meşrudur. Bu görüşleri ifade eden aydınların tehdit edilmesi, hedef gösterilmesi veya barışa ve yürütülen sürece karşı olmakla itham edilmesi kabul edilemez.
Aynı şekilde Kürt aydınlarının, yurtseverlerinin, siyasi çevrelerin, inanç gruplarının ve farklı toplumsal kesimlerin yürütülen sürece, ortaya konulan yeni paradigmaya ve entegrasyon politikalarına ilişkin görüş ve kaygılarını kamuoyuyla paylaşmaları da demokratik bir hak olmanın ötesinde, Kürt halkının geleceğini ilgilendiren bir süreç bakımından önemli bir toplumsal sorumluluktur.
Bu kesimlerin görüşlerinin DEM Parti ve PKK çevreleri tarafından “barış karşıtlığı” veya “savaş yanlılığı” şeklinde nitelendirilmesi ve bu görüşleri dile getiren kişilerin tehdit edilmesi de kabul edilemez.
KOMKAR olarak açıkça ifade ediyoruz: Barış, farklı düşüncelerin susturulması veya tek bir siyasi yaklaşımın toplumun bütün kesimlerine dayatılması anlamına gelemez. Kalıcı ve toplumsal bir barışın yolu; farklı görüşlerin özgürce ifade edilebilmesinden, eleştirilerin demokratik biçimde tartışılmasından ve toplumun farklı kesimlerinin tarihsel hafızalarının, hassasiyetlerinin ve kaygılarının dikkate alınmasından geçmektedir.
Kürt halkının geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte, Kürt aydınlarının, siyasi çevrelerin, inanç gruplarının ve toplumun farklı kesimlerinin düşünce ve kaygılarını dile getirmeleri “savaş yanlılığı” veya “barış karşıtlığı” olarak değerlendirilmemelidir.
Farklı düşünceleri ifade etmek barışa karşı olmak değildir.
Eleştirmek süreci sabote etmek değildir.
Kaygıları dile getirmek çatışmayı savunmak anlamına gelmez.
Aksine, demokratik ve kalıcı bir toplumsal barış için farklı görüşlerin güvence altında özgürce ifade edilebilmesi, tarihsel hafızaların ve toplumsal hassasiyetlerin dikkate alınması ve hiçbir kesimin siyasi veya toplumsal baskı altında bırakılmaması temel bir gerekliliktir.
KOMKAR olarak; Kürt toplumunun ve farklı inanç topluluklarının kendilerini özgürce ifade etme hakkının korunmasını, farklı düşüncelerin tehdit ve baskı yoluyla susturulmamasını ve yürütülen sürecin toplumun tüm kesimlerinin katılımına, özgür tartışmaya ve demokratik diyaloğa açık olmasını savunuyoruz.
Biz Kürtler, farklı inançlara ve toplumsal geleneklere mensup kesimlerden oluşan büyük ve ortak bir halkız. Aleviler, Sünniler, Ezidiler, Kakailer,Fêîliler, Yarasanîler ve diğer inanç toplulukları, Kürt toplumunun tarihsel ve toplumsal çeşitliliğinin parçalarıdır. Geçmişte farklı güçler tarafından birbirimize karşı konulmaya çalışılmış, ayrıştırılmış ve çatıştırılmış olsak da ortak bir tarihimiz, ortak bir toplumsal hafızamız ve ortak bir geleceğimiz bulunmaktadır.
Gelinen aşamada hiç kimsenin Kürt toplumunun farklı kesimlerini birbirine karşı kışkırtmasına, bölmesine veya karşı karşıya getirmesine izin verilmemelidir. Farklılıklarımızı çatışma nedeni değil, ortak toplumsal yaşamımızın bir zenginliği olarak görmeliyiz.
Barışın yolu susmaktan değil konuşabilmekten;
dayatmadan değil demokratik diyalog ve hoşgörüden geçer.
KOMKAR – Kürdistan Dernekleri Birliği
16 Eylül 2026

← Toutes les actualités